|
DOĞUM
Günümüz Türkiye'sinde yerleşim birimlerinin tamamında olmasa bile
büyük bir bölümünde hastane sağlık ocağı gibi kurumlar mevcuttur ve
genellikle doğum olayları buralarda gerçekleştirilmektedir. Ancak
köylerde ve sağlık kurumu bulunmayan yörelerde doğum ebe ve ebe kadın
deline yaşlı, tecrübeli kadınlar tarafından yaptırılmaktadır.
Doğum
anında en yakın akrabalardan birinin getirdiği tekbir sesleri
içerisinde çocuk doğar, doğumu yaptıran göbeğini keser. Eşi çabuk
düşsün diye kadına sarımsak, limon veya soğan koklatılır. Çocuğun
vücudu tuzla veya yumurtanın sarısı ile yıkanır. Çocuğun babasına
verilen müjde karşılığında bir hediye yada para istenir. Çocuk erkekse
aileyi coşkun bir sevinç kaplar. Hazırlanan suda ebe ve yakınları
çocuğu yıkar. Burada dikkat edilmesi gereken konu çocuğun başına ilk
kez su dökülüp yıkanacağı için bir kevgir içerisine altın konulup su
bunun üzerinden dökülür. Bunun nedeni ziyarete gelen insanların çok
olması, çocuğa göz değmemesi amacıyla yapılır. Çocuk yıkandıktan sonra
kundaklanıp, yüzüne hafif bir tül örtülür. Başına bir nazarlık
bağlandıktan sonra anasının koynuna yatırılır. Üç ezan sesi
duyulmadıkça anne sütü verilmez..
KUNDAK:
Gömlek ve işlik giydirilerek başı bağlanan çocuk önceden hazırlanan
üst tarafında kol bezi alt tarafında höllük bezi bulunan bohça
içerisine yatırılıp elleri ve kolları hareket etmeyecek şekilde
sarılır. Diz kapakları hizasında sırmalı bir bağ ile bağlanır.
Kundağın en süslü yeri başıdır. İnce beyaz bir tülbent ile hafifçe
bağlanıp nazarlık ve altınlar dizilir.
NAZARLIK:
Kuş tırnağı, yedi delikli mavi bir boncuk ve Kabe hurma çekirdeğinden
yapılmış olan gümüş üzerine yazılmış bir maşallah, tazı boncuk vs.
oluşur. Gelen altın hediyeler kundağın uygun yerin çatal iğne ile
tutturulur. Kundak yapıldıktan sonra babası davet edilir. Büyük
validesi veya yakın akrabalarından yaşlı bir kadın çocuğu babasının
omzuna koyar ve sorar; Yükün mü ağır, sen mi ağırsın?
Baba cevap verir : yüküm ağır. Çocuğun uzun ömürlü ve
hayırlı evlat olması temenni edilir. Çocuk erkekse "Oğlan Helvası"
yapılarak yakınlara ve komşulara dağıtılır.
İlk çocuk annesi loğusa kadın yatağında en güzel elbiseleri ile
süslenmiş olarak yatar. Kırk gün evin sultanıdır. Bir dediği iki olmaz.
Al karısı basmaması için gece ve gündüz yanı boş bırakılmaz. Al karısı
zenci suratlı, kalın dudaklı, karmaşık uzun saçlı, kazma dişli bir
zebani olarak tarif edilir. Bu zebanin en büyük düşmanları çocuklar ve
gelinlerdir. Al karısı gelmemesi için çörek otu yakılır, loğusa
kadının başına yorgan iğnesi sokulur..
Göbek Akçası Ziyaretler:
Çocuk doğduktan sonra kadın ziyaretleri başlar. Önce yakın akrabalar
loğusa görmeye gelirler ve hediye getirirler. Ebeye de bir miktar para
verilir ki ona Göbek Akçası denilir. Çocuk için getirilen hediyeler,
altın, para, çocuk kıyafeti veya çamaşırdır.
Kırk Basması:
Çocuk doğuran kadın ve ailesi kendilerine ziyarete gelenlere karşı
ziyarette bulunmak isteseler de kırk gün ziyaret edemezler. Çünkü kırk
basar (batil inanis)
yani loğusayı ziyarete gelen kadının evdeki loğusaya ağırlığı basar ve
çocuk zarar görür.. (batil
inanis) Kırk gün geçmedikçe ve kırkları çıkmadıkça
ziyaret edemezler..
Beşik Gönderme:
İlk çocuğu doğuran kadının baba evi torunlarına "Beşik Yollamak"
mecburiyetindedir. Yorgan, şilte, yastık, yarlık (yorgan üzerinden
geçerek çocuğu beşiğe bağlayan kısım) hazırlanır.
Ad Koyma:
Çocuğun adı doğumdan üç gün sonra konur. Köylerde doğan çocuğa aile
büyüklerinin ismini koymak adettendir. Çocuğun babası, amcası veya
aile büyüklerinden biri abdest alır çocuğun kulağına ezan okur,
Kuran-ı Kerim'den bir ayet okur, okumuş olduğu ayetlerden tesadüf
ettiği ilk kelimeden ilham alarak ismini çocuğun kulağına söyler
böylece çocuğun ismi konmuş olur. Çocuğun göbeği düştükten sonra ayak
değmeyecek bir yere gömülür veya evde saklanır. Düşen göbeği dışarıya
atılan çocuk çok gurbet hayatı yaşarmış, sokağa atılan eşine köpek
yerse çocuk büyüdüğünde hiçbir yerde durmaz ve daima gezer
düşünceleriyle bu tür davranışlarda bulunulur.. :) Tespit edilen bu
adet ve ananeler çok eskiden beri süre gelmekte olup, tamamı olmasa
bile kısmen günümüzde de yaşamakta ve yaşatılmaktadır..
Sünnet:
Erkek çocukların iki büyük geçidi vardır: Sünnet olmak,
Evlenmek, ve ana, baba içinde
alınacak iki evlat muradı vardır. Çocuğun sünnetini ve evlenmesini
görmektir. Onun için sünnete büyük ehemmiyet verilir: Çocuk iyice
süslenir. Annesinin çehizinde getirdiği altın, elmas gibi ziynet
eşyası fesinin etrafına dizilir. Yeni elbisenin altına yelekten sonra
bir entari giydirilir. Sazla hamama götürülür. Hamamdan çıkınca evde
sünnetçi hazırdır. Kivrası tutar ve çocuk kesilerek, yeni annesinin
gelinlik yatağına yatırılır. Kivralık mühimdir. Çocuk kivrasına yakın
bir akraba kadar yakındır. Nikah düşmez çocuğa en mühim hediyeyide o
verir..
Aşçılar gelir davetliler sofraya otururlar saz ahenk gece yarılarına,
hatta sabaha kadar devam eder. Zira çocuğu o gece uyutmamak lazımdır..
Sonra kesildiği zaman da soğan koklatılır. İki gün devam eden bu
ahenkden sonra sünnet düğünü ile son bulur. Sünnet şekerlerinin
kendine mahsus seleleri vardır. Sepet
gibi yapılmış kısa kenarlı, renk
renk boyalı kapalıdır. Şeker buna
konduktan sonra bir pembe veya
kırmızı krable de bohça biçimi sarılır.
Davetliler getirdiği içinde para olan zarfları çocuğun yatağının
yanındaki kutuya atarlar..
Evlenme:
Sivas Çevresinde evlenme ve düğün adetleri genellikle bir bütünlük
gösterir.. Bazen il merkezi ile ilçe ve köylerde farklılıklar ortaya
çıkabilir..
Kıza Bakma - Kız Beğenme:
Köylerde kıza bakma, kız beğenme adetleri pek yoktur. Çünkü köyde her
aile birbirini en iyi şekilde tanır. Köy halkı aynı zamanda bir birine
akrabadır. Bu nedenle köylerde akraba evliliğine daha çok rastlanır.
Kız beğenme - kıza bakma daha çok şehir ve büyük ilçelerde ve ayrı
köyler arasında bir gelenek halindedir. Evleneceği erkeğin anası
komşuları ve akrabalarından birkaç kadın bir araya gelerek kız
beğenmeye çıkarlar. Tavsiye edilmiş kızların evlerine tek tek
giderek kızı bizzat görmeye çalışırlar. Eğer baktıkları kızlar
arasında hoşlarına giden beğendikleri olursa kızın tutum ve
davranışları ile ailesinin durumu çevresindeki bildik ve tanıdık
vasıtasıyla tetkik ederler. Eğer bir sorun yoksa beğenilen kıza
başka bir gün dünür gidilir. Dünür giden kişilere görücü denir.
Görücüler kızı daha yakından tanıyabilmek amacıyla kızdan su isterler
bu esnada kız karşılarında durur ve kızı iyice tetkik ederler.
Dünür Olma - Dünür Düşme:
Dünürlük erkeğin ailesi tarafından beğenilen kızın ve ailesinin çok
yönlü araştırılıp soruşturulmasından sonra yapılır. Soruşturmada kızın
ve ailesinin mazisi temiz olup, olmadığı, kızın ağırbaşlı, görgülü ve
vücudunda her hangi bir sorun bulunup bulunmadığı araştırıldıktan
sonra sıkı dünürlük başlar. İki dünürlük yine kadınlar tarafından
yapılır. Erkeğin anası ve yakınlarından birkaç kadın bunun evine
giderek kızın anasına durumu açar ve kızlarını beğendiklerini "Allah'ın
izni Peygamberin kavli" ile dünür olduklarını söyler. Bu ilk
dünürlükte kız tarafı genellikle araştırıp soralım Allah yazdıysa
olur şeklinde yanıt verir. Kız tarafı da oğlan tarafını
araştırmaya başlar, bütün bu araştırmalar gizli yapılır. Bir süre
sonra dünürlük tekrarlanır. Eğer karşılıklı araştırmalarda bir sorun
yoksa ve kızın verilmesi uygun görülüyorsa, Allah yazmış ne diyelim
bir de babaları görüşsün şeklinde kadınlar yanıt verip iş erkek
dünürlere bırakılır. İki tarafın erkekleri görüşerek söz kesme gününü
kararlaştırırlar.
Söz Kesme:
Kararlaştırılan günde erkeğin babası, yakın akraba ve komşularından
50 - 100 kişi köyün ve mahallenin imamı ile kız evine giderler..
Kız tarafı da kendi akraba ve komşularından uygun gördükleri
yakınlarını söz kesmeye çağırırlar. Akşam kız evinde toplanılır.
Bir süre sohbet edildikten sonra imam veya
yaşlılardan biri sözü asıl konuya getirerek dünürlük teklifini resmen
açıklayarak " Allah'ın emri Peygamberin kavli " ile
kızınız .... oğlumuz ... ya istemeye geldik. Der.. Kız tarafının
sözcüsü ise "Allah'ın emri ne diyelim bizi hısımlığa kabul etmeniz
bizim için bir şereftir" şeklinde yanıt verildikten sonra çay
kahve ikram edilir. Başlık miktarı kararlaştırılarak şerbet içilir..
Söz kesme gecesinde kız evinden bardak, fincan gibi eşyalar çalınıp
ertesi gün damat adayına verilerek kendisinden hediye yada ziyafet
istenilir.
Nişan - Düğün
Şehir merkezinde nişan büyük bir salon veya evin her hangi geniş bir
odasında yapılır. Geleneksel yanı yoktur. Ancak köylerde nişanın adı
şerbet içmedir. Şerbet içme günü genellikle Perşembe veya Pazar
günüdür. Nişana davet edilen erkek ve kız tarafının yakınları kız
evinin büyük bir odasında toplanır. Ortaya bir tepsi içerisinde erkek
tarafından getirilen çay, şeker ve sigaralar konur. Misafirlere
hazırlanan şerbetler ikram edilir. Erkek ve kıza nişan takılır
misafirler getirmiş oldukları altın, gümüş bilezikler ve paradan
oluşan hediyeleri ortaya konan tepsiye bırakırlar..
Nişandan sonra şehirde Sini Göndermesi denilen bir gelenek vardır.
Nişan takılan kıza oğlan evi tarafından süs ve giyim eşyaları büyükçe
bir tepsi - sininin üzerine konarak kız evine gönderilir. Kız tarafı
da yakın komşularını davet ederek gelen eşyaları onlara gösterir ve
şerbet içilir. Aynı şekilde kız tarafı da oğlan tarafına alınan
eşyaları iki sürahi şerbet ile bir tepsiye koyarak oğlan evine
gönderir. Sini görmeye gelen misafirlere şerbet ikram edilir.
Nişanlılık süresi kızın çeyiz hazırlıkları, oğlanın askerlik durumu
nedeniyle birkaç yıl uzayabilir. Genelde köylerde nişanlılık 2 yıl
sürer. Nişanlılık döneminde ramazanda kız tarafına iftarlık ve hediye
gönderilir. Kurban bayramında da gönderilen bayramlıklarla birlikte
birde kurban gönderilir. Kurban süslenir üzerine bayramlık hediyelerin
takıldığı kartondan yapılmış bir semer yapılır. Gezdirilerek kız evine
götürülen kurban genellikle koç olup, alnına bir adet altın takılır.
Köylerde erkeğin nişanlısını görmesine pek izin verilmez, açıktan eve
gidip gelmesi ayıp sayılır. Ancak iki aile arasında görüşmeler devam
eder. Nişandan sonra düğünle ilgili konuların görüşülmesi için erkeğin
babası kızın babası ile görüşür ve söz alma denilen düğün tarihi
tespit edilir. Bundan sonra kıza alınacak çeyizler ve takılar ile buna
benzer şeylerin alımı için pazara çıkmaya veya şehre inmeye Pazarlık
Görme denir. Pazarlık görmeye kız ve erkek tarafı birlikte çıkar.
Anne, baba, kardeş ve diğer akrabalar için hediyelerde alınır. Düğün
günü tespit edildikten sonra köy içi sağdıç ve damat tarafından
akşamları köylü düğüne davet edilir. Şehir merkezinde ise davetiye
gönderilir. Artık düğün günü gelmiştir. Düğünden bir önceki gece gelin
olacak kızın kınası türkülerle ve manilerle yakılır. Kız evinde
toplanan köyün genç kızları gelinin etrafını çevirerek maniler
söylerler. Bu maniler bir süre sonra yanık ve içli deyişlere yerini
bırakır.
Her ne olursa olsun bu gecede gelin kız ve anası ağlatılmak
istenilir. Gelin kınası uğur sayılır
(batil inanis) .
Gelin kınası adeta bir şenlik havası içinde geçer. Ertesi sabah gelin
almaya giden düğüncüler düğün odasından hareket ederler. Köye
gelindiğinde düğüncüler kız evi tarafından düğün kahyası ve köy
gençleri karşılar ve düğün süresince kalacakları evlere götürülürler.
Çalgılar çalınır ve türküler söylenir. Düğün odasında kız tarafı ve
düğüncüler tarafından çeyizdeki eşyalar tek tek isim ve değeri
belirtilerek bir listeye yazılır. Çeyizi yazan yazıcıya ve davul ve
zurnacıya uygun birer hediye verilir. Çeyiz başka bir köye gidecekse
ertesi gün gelin alayı ile birlikte gönderilir. Gelin olacak kız
akrabalarının birinin evindedir. Düğün kahyası ve düğün sahibi ile
kadınlardan bir kaçı gelini davul zurna eşliğinde babasının evine
getirirler. Ertesi günü sabah düğüncüler kız evinin kapısı önünde
toplanırlar, gelinin bineceği at kapının önüne yaklaşır gelin evden
bin bir naz ile çıkartılır. Bu esnada zurnacı gelin ata bindirme
havasını " Cezayir " i seslendirir. Atın üzerine bir erkek çocuk
bindirilmiştir düğün kahyası bahşiş vererek çocuğu attan indirir ve
yüzü kapalı ve başı süslü olan gelin kendisine yardımcı olan
yengelerin yardımıyla ata bindirilir. Gelin alayı oğlan evine
yaklaşınca "Gelin attan inmiyor" şeklinde bağırılır. Bunun
üzerine güveyin amcası veya dayısı insin attan kendisine sarı
düveyi vaat ediyorum der ve attan inecek olan gelinin ayağının
altına boş bir kazan ters çevrilerek konulur. Kazanın üzerinde ise bir
adet tahta kaşık konulur. Gelin ayağını atın üzengisinden çekip kazan
üzerinde bulunan tahta kaşığa ayağını basar ve kaşık kırılır, kaşığın
kırılması uğurdan sayılır..
(batil inanis) ..
Güvey yani damat elinde bulunan torbadan üzüm, leblebi, fındık, buğday
ve para karışımından oluşan çerezi gelinin başından aşağı atar.
Yengelerin yardımıyla attan indirilip kapı önüne getirilen gelinin
avucuna bal sürülür gelinde balı kapı eşiğine sürer. Kapıdan sağ ayağı
ile adım attığında eşiğin iç kısmında bulunan balta veya ocak
demirinin üzerine basar. Kendisine sunulan şerbeti içer. Genç kızlar
halay çeker ve davetlilere yemek ikram edilir. Düğünün önemli bir
kısmı bitmiş sayılır. Gerdek yatsı namazıyla eş zamanlıdır. Güvey
yatsı namazından sonra ilahiler okunarak evine götürülür burada
güveyin sırtına yumruk vurularak evin içine itilir. Gelin odasında
bulunan gelinin sağdıcı olan kadın gelin ve güveyi el ele tutturarak
geline "Kurt isen kuzu ol" der, mutluluk dileyerek gerdek odasından
ayrılır. Düğünün ertesi günü duvak açma günüdür. Konu komşu, hısım
akraba gelinin evinde toplanırlar. İki kadın gelini ortasına alır
ellerindeki oklava ile gelinin duvağını alttan oklavaya dolayarak
kıvıra kıvıra :) başına kadar açarlar..
Ölüm:
Köyümüzde Ölüm olduğunda derhal komşuluk ve akrabalık ilişkileri
devreye girer. Komşulardan biri veya bir kaçı cenaze masraflarını
yapar. Mezar yeri ve cenaze malzemelerini temin eder. Cenaze sahibine
belirli bir süre için destek sağlar. Yardımlaşmanın en ilginç tarafı
da cenazesi olan evde üç gün süreyle yemek pişmesidir. Komşular
sırayla öğünlere göre yemek verirler. Yemekler, et yemeği çorbası,
pilav, tatlı vs. olmak üzere yedi çeşittir. Cenazenin defnedildiği
akşam aile efradı ve yakınlar komşular tarafından açılan taziye evinde
oturur, başsağlığı dileklerini burada kabil ederler. Cenazeden
(batil inanis) 40
gün sonra ailesi tarafından kabir ziyareti yapılır ve ölümün 40 günü
nedeniyle ölen insana hayır ve sevap olsun düşüncesiyle mevlidi şerif
ve hatim okutulur.. Akraba ve komşulara daire şeklinde ortası boş
üzerinde çörek otu bulunan "Kırk Gilikleri" ve mevlit şekerleri
dağıtılır. 52 gün (batil
inanis) nedeniyle de mevlit okutulup yemekler yedirilir. Ölenin
yakınları için ilk dini bayram yas bayramı olarak kabul edilir. Bu
bayramlar eş, dost, tanıdık bayramın birinci günü yas evini ziyaret
eder. Bu adet günümüzde halen devam etmektedir.
Ramazan Bayramı
a. Giyinme, Süslenme:
Ölüsü olan evler için bayram "yas bayramı" olsa da diğerleri
için bayram "süs bayramı"dır. Bir gün önceden tüm aile fertleri şifalı
olduğuna inandıkları "arife suyu" ile yıkanırlar. Erkekler akşamdan
tıraş olur, bıyığını sakalını düzeltir;
kadınlar ise ellerine kına yakarlar.
Bayram sabahı, erkekler en temiz elbiselerini giyerek camiye giderler.
Kadınlar ise al yeşil giyinir, gözlerine sürme çeker ve olabildiğince
süslenirler..
b. Erkekler Tarafından Bayram Namazının Kılınması ve Mezarlığın
Ziyaret Edilmesi:
Herkes mümkün mertebe sabah namazını camide kılmaya çalışır. Çoğu kez
bayram namazının kılınacağı saat herkes tarafından bilinmediğinden,
namaza birkaç dakika kala köy bekçisi caminin önüne çıkarak bağırır:
"Bayram namazı kılınacak ha!". Erkenden camiye gelmemiş olanlar
bu sesi duyar duymaz vaktin yaklaştığını bilir ve acele abdestini
alarak camiye koşar. Bayram namazının nasıl kılınacağı hoca tarafından
cemaate açıklandıktan sonra namaza durulur ve iki rekat bayram namazı
cemaatle kılınır.
Bayram namazı kılındıktan sonra, camide bir ön bayramlaşma yapılır.
Burada sadece küsülü olanlar barıştırılır. Bu bayramlaşmayı herkes
beklemez. Çünkü esas bayramlaşma bayram yemeğini yedikten sonra
başlayacaktır. Bayram namazından çıkanlar topluca köy mezarlığına
giderler. Mezarlığın kıyısında herkes toplanır ve imam dua okur. Daha
sonra herkes mezarlığın içerisine dağılarak kendi yakınlarının
mezarları başında dualar okur.
c. Bayram Yemeğinin Yenilmesi ve Sülâle Arası Bayramlaşma:
Mezardan eve gelinir. Şimdi sıra sülalenin en yaşlı ve hatırı sayılır
kişisinin evinde bayram yemeği yemeye gelmiştir. Kadınların akşamdan
hazırlamış olduğu bayram yemekleri bir tepsinin üzerine konularak
doğruca yemek yenecek eve gidilir. Hazırlanan yemekler genellikle bir
kişinin taşıyamayacağı kadar çeşitli olduğundan ailenin erkek fertleri
yemek taşımaya yardım ederler. Yemek yenilecek evde de hazırlıklar
vardır. Misafir odasına sofra bezleri serilir. Bezlerin üzerine
sini ayakları ve onun da üstüne büyük siniler konulur. Gelecek
kişilerin sayısına göre sofra sayısı fazla olur. Sofranın üzerine önce
yufka ekmekleri ve çörekler konulur. Bir kişi ayaktadır ve gelen
yemekleri alarak pencere önü, masa üzeri gibi uygun yerlere dizer.
Gelenler yaş durumlarına göre kenardaki minderlere oturup sırtlarını
halı yastıklara dayarlar. Yaşlılar odanın en üst tarafında, orta
yaşlılar biraz daha aşağısında, gençler ve çocuklar ise kapıya yakın
otururlar. Herkes gelinceye kadar bir süre böyle beklenir. Sülale
büyüğünün "Haydi buyrun!" demesiyle herkes sofraya oturur.
Bayram yemeği yenildikten sonra bir kişi dua eder. Ötekiler ellerini
kaldırarak "amin" derler. Karnı doyan kenara çekilip oturur.
Gençlerden birkaç kişi hemen sofraları toplar. Sofra bezi toplanıp
taban süpürüldükten sonra bayramlaşma başlar. Önce sülalenin en
yaşlısından başlamak üzere herkes kendisinden büyük olanın elini öper.
Büyükler, "Her daim bu güne yet!" diyerek ellerini öpen
kişilerin yüzlerini öperler. Yüzü öpülen kişi ikinci kez o büyüğün
elini öper. Sülalenin erkekleri arasındaki bayramlaşma bu şekilde
devam edip biter. Sülale büyüğü oradakilere bayram şekeri ve çay ikram
eder. Daha sonra herkes kendi evine dağılır.
d. Ev Halkı ve Konu Komşuyla Bayramlaşma:
Bayram yemeğinden evine dönen erkekler, ebe (babaanne), anne gibi evin
büyük kadınlarının ellerini öperek bayramlaşırlar. Yaşlı kadınlar
ellerini öpen erkeklere: "Yüzün olsun yavrum. Çoluğununan
çocuğununan nice bayramlar göresin" gibi dualar ederler. Bu arada
evde bulunan küçük kızlar, bayram yemeğinden dönen erkeklerin ellerini
öperek bayramlaşırlar. Aile reisi, yaşlı kadınlar veya diğer büyük
erkekler elini öpen çocuklara bayram harçlığı verirler. Böylece ev
halkıyla bayramlaşma sona erer. Şimdi sıra komşularla bayramlaşmaya
gelmiştir. Kendiliğinden oluşan küçük guruplar halinde önce yakın
komşulardan başlamak üzere tüm mahalle gezilir. Eller öpülür,
büyüklerin hayır duaları alınır. Sonra, uzak mahallelerdeki akraba ve
hısımlarla bayramlaşılır.
e. Yas Yerlerinin (Evlerinin) Gezilmesi:
Üzerinden bir bayram geçmemiş, ölüsü olan evleri bayramda gezmek
gelenektir. Sadece köy halkı değil, uzak köydeki tanıdık erkekler de
gelerek yas evini ziyaret ederler. Yas evlerini gezme gruplar halinde
olur. Giden grupların içinde ya bir hoca ya da Kuran okuyan bir kişi
bulundurulur. Yas evinin misafir odasına selam verilerek girilir. Önce
orada bulunan misafir ve diğer kişilerle bayramlaşılır. Konuşmalar
fazla uzatılmadan hemen Kuran okunur. Kuran okuyan kişinin "El Fatiha!"
demesiyle birlikte herkes birer fatiha okur ve " Geçenlerinize Allah
Rahmet Eylesin!" der. Ev sahibi: "Amin, Allah cümlenizin geçenlerine
rahmet eylesin" der.
Kuran okunduktan sonra ortaya büyük bir sini konur. Sininin ortasına
içi siyah üzüm hoşafı dolu büyük bir çorba tası yerleştirilir. Ev
sahibi veya hizmet eden kişi: "buyurun" der. Herkes sofraya oturarak
birkaç kaşık hoşaf alır ve daha sonra: "Geçmişlerinizin canına
değsin" diyerek kalkar. Bu gelenek bazı köylerde bozulmadan
yaşatılırken, bazı köylerde de paket meyve suyu dağıtmak şeklinde
değişikliğe uğramıştır. Odaya başka bir grubun girmesiyle içerdeki
grup hemen ayağa kalkar ve onlarla bayramlaştıktan sonra odayı terk
eder. Yas evlerinin ziyareti bu şekilde devam eder. Yas evleri yine
kadınlar tarafından da ziyaret edilir.
f. Hasta ve Yaşlıların Ziyaret Edilmesi:
Yurdumuzun diğer yerlerinde olduğu gibi bayram Sivas yöresinde de
gerçek bir dayanışma, yardımlaşma ve moral günü olur. Akraba veya
yakın komşu olup olmadığına bakılmaksızın köydeki tüm yaşlı ve
hastalar bayram günü ziyaret edilir. Bunlarla bayramlaşılarak
hatırları sorulur ve duaları alınır. Bayram Yemekleri: Meymalaş (Meyveli
aş)- Çirli Çorba- Meyveli Çorba adıyla bilinen çorba, bayramın
vazgeçilmez ilk yemeğidir. Onu, baklava, börek, sütlaç, bulgur pilavı,
bulamaşı (yayla çorbası), patates yahnisi, et yemeği, etli köfte, taze
fasulye, patlıcan gibi yemekler ile değişik çorbalar takip eder. Son
günlerde kek ve salata da yaygınlık kazanmaktadır.
Kurban
Bayramı
Kurban bayramında bayram geleneklerinin büyük bir kısmı yukarda
açıklanan Ramazan bayramında olduğu gibidir. Bu bayramdaki
farklılıklar, kurbanın kesilmesi, etlerin paylaşılması ve kurban
etinden fakirlere pay dağıtılmasından ibarettir.
a. Kurbanın Kesilmesi:
Kurban, bayram yemeği yenilip ev halkıyla bayramlaşıldıktan sonra
kesilir. Pay sahipleri bir araya gelirler. Önce kurbanlık yatırılarak
ayakları bağlanır. Kurbanı kesecek kişi pay sahiplerine: "Vekiliniz
ben miyim?" diye sorar. Onlar da: "Vekilimiz sensin" derler.
Toplu olarak üç kez tekbir getirildikten sonra kurban kesilir.
Pay sahipleri yardımlaşarak hemen hayvanı
yüzer ve etlerini parçalara ayırırlar. Bu arada kadınlar da
kurbanın işkembesini ve bağırsaklarını temizlerler. Daha sonra
erkekler tarafından, kurbanın kemikleri küçük parçalara ayrılır. Son
olarak, yürek, karaciğer, böbrekler, akciğerler, çıkan yağ ve sakatat
pay sayısı kadar eşit parçalara ayrılır.
b. Kurban Etinin Paylaşılması:
Çıkan et önce ortaya yığılarak, kuvvetli bir kişi tarafından elle
iyice aktarılıp karıştırılır. Pay sahiplerinin sayısınca leğen
hazırlanıp yan yana dizilir. Ortaya bir terazi konulup ilk tartıma
başlanır. İlk kaba kaç kilo tartılıp konmuşsa diğerlerine de aynı
miktarda et tartılıp konulur. Bunu bir sonraki turlar izler. Her kaba
eşit ağırlıkta et koymak şartıyla tartma işi et bitinceye kadar
sürdürülür. Burada bir konu daha vardır ki onu kaydetmeden geçmek
mümkün değildir. O da derinin paylaşılmasıdır. Eskiden ayakkabı
olmadığı için, kurban derisi de bölüşülür ve bu deriden çarık
yapılarak giyilirdi.
c. Kurban Etinden Fakirlere Pay Dağıtılması:
Kurban etinden en az 7 fakire pay gönderilir. Buna "Pay dağıtma" adı
verilir. Paylar yaklaşık 1 kiloya yakın etten meydana gelir ve
çocuklar tarafından kurban kesemeyen evlere dağıtılır.
YÖRESEL YEMEKLER:
Sivas halk mutfağında çorbalar yemekte ön sırayı alan ve bilhassa
yaşlılar tarafından "yürek yağmuru" diye latife yapılan bir yiyecektir.
Kış çorbalarının başında gelen peskütan, un veya çok az yarma unu ile
yoğurdun pişirilmesi ile hazırlanan bir yiyecektir.
Yarma, yeşil mercimek ve peskütan su ile çorba kıvamında pişirilir..
Üzerine soğan yağda kızdırılır ve nane konularak çorbaya ilave edilir
(sokaraç). Peskütan çorbası kış günleri-nin lezzetli ve besle-yici bir
yemeğidir. Yazın en meşhur çorbası ise pancar çorbasıdır. Diğerleri;
kesme çorbası (hamur çorbası), tarhana, şalgam, patates, şehriye,
mercimek, bulgur, dugürcük, çorbalarıdır. Et yemeklerinin başında,
sebzeli et yemeği gelir. Önce kızartılarak pişirilmiş etlere patlıcan,
biber, domates konularak hazırlanır. Sebzeli et çarşı fırınlarında
tavalarda hazırlanır ve buna "fırına tava vermek" denilir. Sivas
kebabı da sebzenin bol bulunduğu yaz-sonbahar aylarında yapılan bir
çarşı yemeğidir. Pehli, çirli et, yaprak sarması, lahana sarması,
dolmalar, köfteler, kızartma köftesi (kadınbudu köfte), sulu köfte (bulgurlu
köfte), mirik köftesi (etsiz), yahni ve mıhlamalar diğer
yemeklerimizdir. Sebze yemekleri içinde kabak yemekleri (kavurması,
sütlü kabak, üzümlü kabak), şalgam kavurması ve yemeği, patates
tiritlisi, baharda kırlarda kendiliğinden yetişen bir bitki olan
madımakla yapılan yemekler önem taşırlar. Sofralarımızın
vazgeçilmez ye-meği olan pilav için "ekmek hazır, pilav vezir"
denilmiştir. Bulgur, pirinç, kus-kus, erişte pilavları değişik lezzet
ve görünümde olan çeşitler olarak sofrada yerlerini alırlar. Hoşaflar
ve bayram çorbası, pilavların yanında sofraya getirilir. Sivas
mutfağının börekleri ise lezzetin ve nefasetin birer mahsulüdürler.
Su böreği, köylü böreği, yufka böreği, tel böreği, yarımca börek,
dible gibi çeşitleri vardır. Tatlıların başında baklava, hurma, tava
hurması, sarığı burma, kırım baklavası, kadayıf, yufka böreği, helva,
hasuda (aside), paluza (pelte), karaş, pestil kızartması, incir
dolması, ballı börek ve daha çok ramazan tatlısı olan güllaç
gelmektedir. Akraba ve dostların topluca yemek ye-dikleri, toplumdaki
sosyal dayanışmayı canlı tutan tören yemekleri de özel gün yemekleri
olarak önem taşırlar. Dini bayramlar, kandiller, aşüre ayı, nevruz ve
eğrilce (hıdırellez) gibi mevsimlik bayramlar, evlenme ve sünnet
düğünleri, iftar davetleri, hac dönüşü yedirilen yemekler, ölü evine
gönderilen yemekler, özel gün yemekleri olarak yenildiği günlerin
anlamını belirtmektedirler.
YÖRESEL
GİYİM:
Sivas ve çevresinin gelenek-sel giyim-kuşam genel karakteri ile İç
Anadolu ve Doğu Anadolu illerinin giyim kuşamına çok yakındır.
Kadın ve erkek giyimi diğer illerde olduğu gibi son yıllarda hızlı bir
değişime uğramıştır. Geleneksel Erkek Giyimi Özel günlerde de
giyilen yöredeki erkek kıyafeti genel olarak başta fes üzerine;
ince ak ipekten bağ, keten-den yakası düz omuzdan düğmeli
işlik ve üzerine kolsuz yele, bele şal bağlanır.
Pantolon tipindeki zıvga ise kalın kumaştandır. Aksesuar olarak;
gümüşten yapılan köstek, muska ve saat kullanılır. Ayağa çarık ve
yeme-ni giyilir. Çarık ve yemeni içine işle-meli ya da beyaz yün çorap
giyilir. Geleneksel Kadın Giyimi Merkez ilçe dışında kadın giyiminin
geleneksel özellikleri yer yer hala korunmaktadır.
Sivas'ın bazı ilçe ve köyle-rinde kadın kıyafetleri farklılıklar
gösterir. Genelde giyilenler sırayla; köynek, iç saya, dış saya,
şalvar, elbise olarak bindallı, üç etek, dövme giyilir. Üzerine salta
cepken, önlük, bele kuşak veya gümüş kemer, başa Bartın yazması, pullu,
fes, hindi adlı ince örtü örtülür. Aksesuar olarak; zevkat tepesi,
sıra altını, hutlama, hamaylı, şerit altını veya gümüş takılar
kullanılır.
HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:
Günümüzde halayların merkez bölgesi Sivas sayılmaktadır.
Halaylar İç Anadolu Bölgesi'nin bir bölümü ile Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde oynanmaktadır. Bu yörelerde halay kelimesi; alay, aley,
haley olarak değişik biçimlerde kullanılmaktadır. Halaylar yapısı
itibariyle sosyal yaşantının figürlerle ifadesidir. Sivas Halayları
yapısıyla diğer illerimizden ayrılmaktadır. Sivas oyunları kendine
özgü figürleriyle göz kamaştırıcıdır. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı
halay çekmektedir. Alaca (karma) diziliş Sivas yöresinde görülmemesine
rağmen bazı oyunlar alaca dizi şeklinde kapalı mekanlarda ve aile
içerisinde oynanmaktadır.
Kız ve erkek oyunlarında baştaki oyuncuya 'Halay Başı' sondaki
oyuncuya 'pöçük' ismi verilmektedir. Halayları erkekler
mendillerini savaşta kılıç kullanıyormuş gibi çevirirler. Kadınlar
ise krep kullanmaktadır. Sivas halaylarında oyuncu sayısında sınırlama
görülmemektedir. Ancak; 7-12 kişi arasinda çok rahat oynandigi
görülmektedir. Erkek oyunları genellikle düğün ve eğlencelerde
oynandığından açık hava tercih edilmektedir. Bunun için Sivas
halayları meydan ve harman oyunları olarak anılmaktadır.
Sivas halayları genellikle 2-4 bölümden meydana gelmektedir. Bu
bölümler; 1. Ağırlama, 2. Sıkıştırma , 3. Oynatma,
4. Hoplatma ismini almaktadır. Her bölümde figürler ve musiki
değişmektedir. Oyunlar ağırdan başlayıp, gittikçe tempo artarak
hızlanmakta, ve en sonda doruk noktasına ulaşmaktadır. Sivas
halaylarının bir diğer özelliği, bilinen bütün oyun formlarının
kullanılması, sergilenmesidir. Sivas yöresi oyunlarında tabii
faktörlerin hepsi görülmektedir. Çiftçilik, iş tabiattaki bitkiler,
hayvan taklidi oyunların ortaya çıkmasında ve oynanmasında etkili
olmuştur.
Halay Türleri
1.Erkeklerin oynadığı halaylar :
Yöre oyunlarının tüm özelliklerini taşıyan asıl halaylardır.
Figürlerin zenginliği, hareket kabiliyetinin üstünlüğü oynayanı,
seyredeni coşturmaktadır. Erkek halayları; Sivas Halayı, Köy
Ağırlaması, Abdurrahman Halayı, Kızık, Karkın (Garkın) vb.
2. Kızların oynadığı halaylar :
Erkek oyunlarına göre daha kolay oyunlardır. Türkülü , türküsüz olarak
oynanmaktadır. Hareketler daha yumuşaktır.
Kız halayları : Hanımesme, Sarıkız, Yanlama, Karamuk, Madımak,
Pınarınbaşı vb.
3. Erkek ve Kızların oynadığı halaylar :
Bu halayları hem kızlar hem de erkekler oynamaktadır. Figürlerde ufak
tefek farklılıklar görülmektedir. Genellikle
kızlar türkülerini söyleyerek oynamaktadır. Bu halaylara; Sarıkız, İş
halayı, Zara Karahisarı, Sivas Halayı, Tersbico, Maro vb.
Sivas Halayları isimlerini bazen oynanan yörenin, ilçe ve köyün ismini
almaktadır. (Kızık, Karkın) Bazen insan
isimlerinden (Abdurrahman), bitkilerden (madımak, karamuk) bazen de
hayvan isimlerinden (çekirge, horoz, kartal,
turnalar) son bölümdeki oyunlar taklidi oyunlardır..
Sivas Yöresinde Oynanan Halk Oyunları
Sivas Halayı, Köy Ağırlaması, Abdurrahman Halayı, Karahisar, Temürağa,
Harami, Hoş Bilezik, Özenteki, Tamzara, Sarıkız, Karkın Halayı, Kızık
Halayı, Kabak Halayı, Kartal Halayı, Sallangel, Ahçik, Maro, Yanlama,
Tozan Halayı, Arnavut Halayı,Çekirge Halayı, Hanım Esme, Hayda Bico,
Ters Bico, horhon Bico, Çedene, Çemberim, Karamuk, Madımak, Turnalar,
Pınarınbaşı, Çökelek, Köy İş Halayı, Karaduman, Şeyhani, Nenni Nenni,
Dik Oyun, Deveci Emmi, Kol Oyunu, Meral Halayı, Ellik, Samahlar, Omuz
Halayı, Garipler Semahı, Ireşvan, Pabuç Çitir, Kafe Çeçen, Onbaşı
Oyunu.
|