Sivas
tarihinin çeşitli dönemlerinde muhtelif devletlere başkentlik yapması en
önemli ticari ve kültürel hüviyete sahipliği ile, her dönemde yapılan sayısız
eserlerle doludur. Bunlardan bazıları zamanımıza kadar gelmemiştir. Bazıları
hala insanı karşısında hayran bırakacak bir güzellikle ayakta durmaktadır.
Selçuklular döneminde kültürel hayatın canlılığı nedeniyle, medreseler,
camiiler, türbeler ticari hayatın hareketliliğinden dolayı han, kervansaray ve
imaretler Osmanlıların son dönemlerinde ise bayındırlık hizmetlerinin
yoğunluğu ile dikkat çekicidir.
Bu eserler sanat açısından
birer şaheserdir. Bir nevi Sivas, tarihi eserler yününden açık hava sanat
galerisi görünümündedir. Tek tek incelendiğinde taşların hamur gibi yoğrulduğu,
inançla beslenen ruh güzelliğinin zarif parmaklarla birer abide kurmak üzere
nakşedildiği görülmektedir.
Medreseler, camiler, türbeler,
hanlar ve köprüler olarak inceleyebileceğimiz tarihi eserlerden önemlileri
şunlardır.
MEDRESELER
Şifaiye Medresesi :
Taç kapısı üzerinde yer alan kitabesinde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus
tarafından 1217 M. yılında inşa ettirildiği yazmaktadır. Anadolu'daki Selçuklu
tıp sitelerinin ve hastanelerin en büyük boyutlusudur. Hastane 48x68 m.
ölçülerinde olup üzeri açık, iç avlusu 22x32 m. ölçülerindedir. 1768 yılında
çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, I. Dünya Savaşı esnasında levazım
ambarı olarak kullanılmıştır. Genç yaşta hastalanan İzzettin Kevkavus vasiyeti
üzerine çok sevdiği Sivas'a yaptırdığı Şifaiye'deki türbeye getirilerek 1220
yılında defnedilmiştir. I. Izzettin Keykavus; bilgin, iyi huylu, şair bir
insandı. Genç yaşta hastalanması sebebiyle tıbba ve hekimlere çok önem
vermiştir. Babası III. Gıyasettin Keyhüsrev, hocası Mecdeddin Ishak, halası
Gevher Nesibe, karısı Mengücekli Behram Şah'ın kızı Selçuk Hatundur.

Binada taş ve tuğla malzeme
karışık olarak kullanılmıştır. Selçuklu yapılarında olduğu gibi taç kapısı
süslemelerine önem verilmiştir. Dışarı doğru taşıntılı taç kapı alınlığının
sağında ve solunda aslan ve boğa kabartmaları yapılmıştır. Taç kapı da;
pencere bordürlerinde, ana eyvan cephesinde Rumi tezyinata önem verilmiştir.
Dikkatle incelendiğinde stilize çift başlı kartal ve kuş motifleri olduğu
ortaya çıkar. Ana eyvanın sağında ay sembolünün içinde örgülü saçları olan bir
hanım başı ve çevresinde kelime-i şahadet yazılıdır. Ana eyvanın solunda ise;
bir güneş sembolü ve ortada bir erkek başı figürü yer almaktadır. Bugün bu
figürler tanınmayacak haldedir. Gerek taç kapı cephesi, gerek pencereler,
gerekse ana eyvan cephesi iç içe geçmiş yıldız biçiminde zarif motiflerle
kaplıdır.
Darüşşifa'nın güney eyvanı I.
İzzettin Keykavus'a türbe olarak ayrılmış ve inşa edilmiştir. Türbe kare bir
plana sahip olup ongen tuğla örgülü bir kasnağa sahip kubbe ile örtülü ve
sivri külahlıdır.
1220 yılında vefat eden I.
İzzettin Keykavus'un sandukasından başka, hanedanına mensup on iki mezar
sandukası daha yer almaktadır. Türbe cephesi, Selçuklu sanatının zengin çini
süslemelerine sahiptir. Süslemede geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar,
mavi, lacivert, firuze ve beyaz renkleri ile şifa hanenin en önemli bölümünü
oluşturmaktadır. Bu çini süslemeyi yapanın Ahmed Bekirül Marendi olduğu sağ
pencere üzerindeki alınlıkta yazılıdır. Üstteki büyük çini kabartma kitabede;
"Biz geniş saraylardan dar kabirlere çıkarıldık. Malın mülkün bana fayda
vermedi, saltanatım mahvoldu." Fani dünyadan ahrete yolculuk günü 617 Şevvalin
dördü anlamına gelen bir yazı kuşağı yer almaktadır.1220 tarihli en eski
vakfiyeye de sahip olan ve dönemin tıp öğrenimi yapılması yanında hastane
olarak hizmet veren Şifaiye Medresesi Selçuklu döneminin şaheserlerinden
birisidir.
Gök Medrese : Batı
yönünde giriş kapısının yer aldığı ana portal üzerindeki kitabesinden
anlaşıldığına göre 1271 yılında Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından
yaptırılmıştır. Taç kapısının yan sütunca başlıkları üzerinde karşılıklı
olarak yazılı imzaya göre Gök medresenin mimarı Konyalı Kaluyan'dır.

Gök Medrese açık avlulu dört
eyvan şemasının uygulandığı iki katlı olduğu iddia edilen bir medresedir.
Plastik sanatın şaheserlerinden olan taç kapıda mermer malzeme nedeniyle ışık
gölge sistemi genel görünümünü etkilemektedir. Ayrıca sırlı tuğla ve mavi çini
işçilikli tuğla örgülü minarelerde taç kapıya daha da önem kazandırmaktadır.
Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan
geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Bu
hareketliliği sağ ve sol tarafta bezemeli pencereler ve bekitme kuleler
tamamlamaktadır. Medrese taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan
başları doldurmaktadır. Koç, domuz, aslan, yılan, ejder başlarının tanındığı
bu kompozisyonda burç işaretlerinin kast edildiği iddia edilmektedir.
Türklerin on iki hayvanlı takvimlerinde de bu hayvanların bir kısmı mevcuttur.
Türk takviminin hayvanları da
şunlardır; Fare, sığır, pars, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk,
köpek ve domuzdur.
Minare kaidelerinden aşağı
doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel
motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır.
Medreseye girişte sağda
mescidi bulunmaktadır. Ahşap minberi sonradan yapılmıştır. Mihrabın büyük bir
kısmı günümüze kadar gelebilmiştir. Çini ile kaplı olup üzerinde Ayet-el Kürsi
yazılıdır. Üçgenler ile kubbeye geçişin sağlandığı mescidin kubbesi ve
etekleri de çini tezyinatlıdır.
Girişin solundaki kare planlı
kubbeli oda ise Dar-ül Hadis bölümüdür. İç duvarları sıvanmıştır. Üzeri açık
dikdörtgen planlı iç avlunun ortasında bir havuzu olması gerekir. Bugün
yapının içinde bu havuzun mermer taşları hala durmaktadır. Anadoluda bilinen
en büyük Selçuklu havuzudur. 22 köşeli poligonil bir plana sahiptir.
Avlunun kuzey ve güneyinde
altı sütun üzerine inşa edilmiş bir revak kısmı bulunmaktadır. Bu revakların
gerisinde küçük kapılardan hücrelere girilir.
Doğu
yönündeki ana eyvanı yıkılmış yerine mevcut taş ve kitabelerle bir duvar
örülmüştür. Kuzey ve güneydeki yan eyvanların içi çini tezyinatla süslüdür.
Çifte Minareli Medrese :
Taç kapı üzerinde yer alan kitabesine göre 1271 yılında Vezir Sahip Şemsettin
Mehmed Cüveyni tarafından yaptırılmıştır. XIII. yüzyılın yarısından sonra
Anadolu Selçuklu tarihinde imar faaliyetleri ve dönemin kültür hayatı ile
önemli bir devresi olarak görülür. Bu yüzyılın içerisinde Buruciye Medresesi,
Gök Medrese ve Çifte Minareli Medrese gibi taş, tuğla ve çini sanatının
Anadolu da en önemli yapıtlarını meydana getirmişlerdir.
Bugün doğu yönünde yer alan
medrese girişinin taş süslemeli cephesi büyük boyutları ve tuğla-çini örgülü
iki minaresi ile dikkati çekmektedir. Sivas Gök Medrese Erzurum Çifte Minareli
Medrese ile benzerlik gösteren yapının iki katlı olduğu öğrenilmektedir.
Ön yüz, ortada iki minareli
taç kapı, iki yanındaki pencere ve köşe kuleleri ile kompoze edilmiştir. Ön
yüzündeki süslemeli pencereler yerleştirilirken bir simetri aranmamıştır.

Cephedeki taş süsleme ve oran
itibariyle mimari bir olgunluğun yanı sıra aynı süslemeyi tekrardan kaçınan
bir anlayışın hakim olduğu göze çarpar. Böyle bir uygulama ile daha canlı,
hareketli, ışık-gölge oyunlarını kuvvetlice hissettiren bir cephe elde
edilmiştir. Taşın yanısıra sırlı tuğla ve çinilerle bezeli iki minaresi bu
olgun ve doyurucu kompozisyonu renklendirmiştir. Taç kapının solunda, üç
dilimli küçük bir niş içinde bugün okunmayacak kadar tahrip olmuş bir yazı
görülür. Bu yazıda amel-i üstat zorlukla okunabiliyor. Bu yazıdan mimarının
adının yazılı olduğu anlaşılıyor. Kesin olmamakla birlikte Konyalı Kaluyan
veya keluk Bin Abdullah olduğu sanılmaktadır.
Buruciye Medresesi :
1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III. Gıyasettin Keyhüsrev
zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey tarafından yaptırılmıştır.
İlmiye çalışmaları için medrese olarak yaptırılmış ve devrin pozitif
ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
Sarımtırak renkli taşların
oyma olarak yapılan giriş kapısı ve avlu karşısındaki iç cephe, devrin
Selçuklu taş oymacılığının en güzel örneklerindendir.
Yapı kareye yakın dikdörtgen
planlı olup, üzeri açık avlu etrafındaki sütunlu revaklar v
e
bunların gerisinde bulunan hücrelerden oluşmaktadır. Giriş kapısının sol
yanında mavi ve siyah çinilerle süslü türbe hücrede medrese binasını yaptıran
Burucerdioğlu Muzaffer Beyin ve çocuklarının mezarları bulunmaktadır.
Vakfiyesinden binada bir de kütüphane bulunduğu anlaşılmaktadır. Mukarnas
kavsaralı bir nişin belirlediği taç kapıda dışa taşıntılı rozetler dikkati
çekmektedir. Cephenin her iki köşesindeki demet payelerden oluşan köşe
kuleleri yazı kuşağı ve pencereler cepheyi zenginleştirmektedir. Taş
işletmeciliğinde ağırlığın taç kapıda yer aldığı görülür. yıldız, rumi ve
geometrik motifler yüzeysel ancak bir dantel gibi işlenmiştir.
MÜZELER
Sivas Müzesi (Buruciye
Medresesi) : 1271 M. yılında Anadolu Selçuklu Sultanlarından III.
Gıyasettin Keyhüsrev zamanında Hibetullah Burucerdioğlu Muzaffer Bey
tarafından yaptırılmıştır. İlmiye çalışmaları için medrese olarak yapılmış ve
devrin pozitif ilimlerinin okutulduğu bina olarak uzun yıllar kullanılmıştır.
1968 yılından beri Sivas müzesi olarak kullanılmaktadır. Şimdi orta avlusunda
arkeolojik ve taş eserler sergilenmektedir.
Atatürk Kongre ve
Etnografya Müzesi : 1892 yılında Sivas Valisi
Memduh Paşa tarafından yapılmıştır.1981 yılına kadar okul olarak kullanılan
bina; onarım ve teşhir tanzimi gerçekleştirilerek, 1990 yılında müze olarak
ziyarete açılmıştır. İçinde; Sivas Kongresine ait dokümanlar, Atatürk'e ait
özel eşyalar, resimler ve yöreye ait etnografik eserler sergilenmektedir.

Mustafa Kemal Atatürk ve
Heyet-i Temsiliye tarafından 2 Eylül -18 Aralık 1919 tarihleri arasında "Milli
Mücadele Karargahı" olarak kullanılan bina Cumhuriyet tarihimizde çok önemli
ve müstesna bir yer tutmaktadır.

Binanın 12 Rebiulevvel 1310
H. (5 Ekim 1892) tarihinde Sivas Valisi Mazlum Paşazade Mehmet Memduh Bey
tarafından mülki idare binası olarak yaptırıldığını belirten dört satırlık
kitabe, halen Sivas müzesinde bulunmaktadır.

XIX. Yüzyılın Genç Osmanlı
Dönemi sivil mimarlık örneklerinden biri olan yapı, üç katlı ve iç avluludur.
Dış cephelerinde taş, iç mekanlarda ise ahşap ana malzemedir.

Mustafa Kemal Atatürk ve
arkadaşlarına üç buçuk ay süre ile resmi karargah olarak tahsis edilen bina;
Sivas Kongresi içtimalarının burada yapılmış olması Anadoludaki Milli
Mücadele hareketinin teşkilatlandırılarak millet iradesinin her türlü baskının,
kişi ve zümre idaresinin üstünde olduğunun bütün dünyaya ispatlanması ve
Cumhuriyet yönetiminin temellerinin burada atılmış olması ile tarihi bir
hüviyet kazanmıştır.

Sivas Kongresine 19 vilayeti
temsilen 32 üye katılmıştır, ancak illerden seçilerek kongreye sonradan dahil
olan delegeler·nedeniyle bu sayılar değişiklik göstermektedir.
Yapıldığı tarihten itibaren
okul binası işlevini sürdüren yapı; İdadi, Sultani, Sivas Lisesi, Kongre
Lisesi adları ile anılmıştır,1930 yılındaki bir tadilatla Doğu cephesindeki
esas giriş batı cephesine alınmış çatısı sacla kaplanmıştır.
1981 yılına kadar Lise olarak
hizmet veren binanın Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in direktifleri üzerine müze
haline getirilmesi yolunda girişimlerde bulunulmuştur.1984 yılında Kültür ve 'Turizm
Bakanlığı'na devredilen Kongre Binası; Bakanlığımız Eski Eserler ve Müzeler
Genel Müdürlüğünce aynı yıl başlatılan müze amaçlı restorasyon ve
teşhir-tanzim çalışmaları sonucunda: bodrum kat depoların, laboratuar ve
fotoğrafhanenin yer aldığı mekanlar,zemin kat Etnografya Müzesi,üst kat ise
Atatürk ve Kongre Müzesi olarak düzenlenmiştir.
Mustafa Kemal Atatürk ve
Heyet-i Temsiliyenin bir müddet karargah olarak kullandıkları ve o tarihlerde
Sultani olan müsamere salonunda 4-12 Eylül 1919 tarihleri arasında Sivas
Kongresinin İştimaları yapılmıştır.
Tarihi Kongre Salonu ve
Atatürk'e ait çalışma ve dinlenme odası, Kongrenin yapıldığı günlerdeki hali
ile muhafaza edilmektedir.
Üst katta ayrıca; kongre
öncesindeki olayların, Mustafa Kemal Atatürk'ün kongre hazırlığı ile ilgili
tamimlerinin ve bildirilerinin sergilendiği salon; o zaman ki muharebenin
temelini oluşturan telgraf odası; Sivas Kongresi ile ilgili tutanakların yer
aldığı salon; merkezi Sivas'ta kurulmuş olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan
Cemiyetine ait bildirileri ve haberleri içeren belgeler ile İrade-i Milliye
Gazetesinin basıldığı salonlar mevcuttur.
Sivas Kongresi sırasında ve
sonrasında Sivas'ta alınan tüm kararlara ait belgelerin; Cumhurbaşkanlığı
Köşkü-Atatürk Özel Arşivi, Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı arşivlerindeki
asıllarından alınan örnekleri müzede sergilemektedir.
CAMİİLER
Ulu Camii : Kendi adı
ile anılan mahallededir. Sivas müzesinde bulunan kitabesine göre 593
H.(1196-1197M.)yılında Kızılarslan Bin İbrahim tarafından yaptırılmıştır.
31*54m. iç ölçülerinde ve yaklaşık 1674m2'lik bir alana oturan dikdörtgen
planlı camiinin üst örtüsü düz dam
şeklindedir.
Güney duvarına dik olarak uzanan 11 sahanlı asıl ibadet alanında toplam 50
yığma ayak bulunmaktadır.
XIII. yüzyılın ilk yarısında
inşa edilen tuğla örgülü, silindirik gövdeli minaresinde 116 basamakla
çıkılmaktadır. Sekizgen kaidesinde kufı yazı şeritleri firuze renkli sırlı
tuğladandır. Gövdede kilitli örgü sistemi aralıksız devam eder. Kaide, gövde
ve şerefe altı firuze renkli çinilerle süslenmiştir.
Kale Camii : İlimiz
Selçuk Parkı içerisindedir. III. Sultan Muratın vezirlerinden Sivas Valisi
Mahmud Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmıştır. Asıl ibadet alanı kare
planlı, üzeri yüksek bir kubbe ile örtülüdür. Beden duvarları kesme taşlarla
inşa edilen camiinin kuzeybatı köşesinde yer alan tuğla örgülü minaresi on
altıgendir.
Plan tertibi, mimari üslubu,
süsleme elemanları ve ince uzun, zarif minaresi ile Sivas'taki Osmanlı
camilerinin en güzelidir. Bu camilerimizden başka diğer camilerimiz ise;
Meydan Camii(1564), Aliağa Camii(1589), Alibaba Camii(XVI.Yüzyıl) sayabiliriz.
HANLAR
Behrampaşa Hanı :
1573 yılında Sağır Behram Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Kesme taş malzemeli, iki katlı ve ortası açık avlulu olarak
inşa edilen hanın birde ahır kısmı mevcuttur. Güney yönünde dışa taşıntılı,
sivri kemerli bir girişi ve bu girişin üzerinde üç dilimli kemere sahip iki
penceresi vardır. Pencerelerin sağ ve solunda aslan motifi işlenmiştir. Halk
arasında Taş Han olarak da bilinmektedir.
Sivas'ta bundan başka, Taşhan,
Subaşı Hanı, Çorapcı Hanı gibi önemli bazı hanlarda mevcuttur.
HAMAMLAR
Kurşunlu Hamamı :
Sivas'ın en büyük hamamıdır. 1576 yılında Sağır Behram Paşa tarafından
yaptırılmıştır. Kadın ve erkek olmak üzere bitişik olarak inşa edilmiş bir
çifte hamamdır. Klasik Osmanlı hamamlarının tüm belirgin özellikleri bu
hamamda görülür. Kesme taşlarla İnşa edilen hamam bir zamanlar tuz deposu ve
bir aralık erkek kısmının soyunmalık kısmı cami olarak kullanılmıştır. 1950
yılında esaslı bir şekilde onarılarak kullanılır hale getirilmiştir.

Sivasta bulunan başka önemli
olarak; Meydan Hamamı, Kale Hamamı kalıntısı, Mehmet Ali Hamamı, Eski Paşa
Hamamı, Çay Hamamı (Sütlü Hanım) ve Şirinoğlu Hamamlarını da sayabiliriz.
ÇEŞMELER
İlimizde tarihi çeşme sayısı
hayli azalmıştır. Bunlardan mevcut ve önemli olanları; Şeyh Çoban ve Şehit
Orhan Tunçgöz Çeşmesidir.
KÖPRÜLER
Eğri Köprü : Sivas'ın
3 km. güneydoğusundadır. Sivas-Eski Malatya yolu ve Kızılırmak'ın üzerinde 18
kemerli olan bu köprü ile geçilir. Uzunluğu 179.60m. eni 4.55 m'dir. Aynı
doğrultuda olmadığı için Eğri Köprü denilmektedir. Kitabesi olmadığı için
hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir.

Bundan başka önemli olarak Kesik Köprü, Yıldız Köprü ve Boğaz Köprülerini
sayabiliriz.
SİVİL MİMARİ ESERLER VE SİVAS KONAKLARI



Hükümet Konağı: Sivas
Valisi Halil Rıfat Paşa tarafından 1884 yılında yaptırılmıştır.
Kongre Binası : Ulu
Önder Atatürk'ün 4 Eylül 1919'da Sivas Kongresini yaptığı tarihi bina 1894
yılında yaptırılmıştır.
Jandarma Binası :
Sivas Valisi Reşit Akif Paşa zamanında, 1908 yılında jandarma dairesi olarak
yapılmıştır.

Ziyabey Kütüphanesi :
Sivas'ın ileri gelenlerinden Yusuf Ziya Başara tarafından 1908 yılında
kütüphane olarak yapılmıştır.

Bunlardan başka; İnönü Müzesi,
Göğüs Hastanesi, Sanat Okulu, Eski Öğretmen Okulu, Yarı Açık Cezaevi, Alibaba
Tekkesi gibi örnekler sayılabilir.
Sivas Kalesi :
Yapıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Roma, Bizans, Danişmend,
Selçuklu, Kadı Burhaneddin Devleti ve Osmanlı dönemlerinde tamir edildiği
kaynaklarda yazılıdır. Aşağı ve yukarı kale olmak üzere iki kısımdır. Aşağı
kalenin çevresi 7500 m. yüksekliği 25 metredir. Kesme taştan inşa edilen sur
duvarları, kuleleri ile Kayserikapı, Palaş, Tokmakkapı, Cancun, Salpur gibi
şehre giren demir kapıları mevcuttur. Yukarı kale ise; şimdiki Kale Park diye
tabir edilen yerdir. Çelebi Sultan Mehmed tarafından büyük çapta onarılan
kalede sur duvarları, iki kapısı, üzerinde bir camii, zahire ambarları, sarnıç
ve cephaneliği bulunmakta idi. Her şeyi ile mükemmel olan kaleden bugüne hemen
hemen hiç iz kalmamıştır.
